Kipu Danışmanlık

Proje Geliştirme, Yazımı ve Proje Yönetimi – Kaynak Geliştirme – İK ve İhale Yönetimi – Eğitim ve Seminer Hizmetleri

Kipu Danışmanlık header image 2

TEMA – AB İlerleme Raporu Yorumları

Ocak 23rd, 2008 · No Comments · Kırsal Kalkınma - KKYDP

Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’nin AB üyelik sürecine ilişkin olarak yayımladığı 6 Kasım 2007 tarihli Türkiye İlerleme Raporunda Çevre konusunda yorum ve değerlendirmeler; Çevre, Tarım ve Enerji başlıkları altında yer alıyor. Rapordan çıkarılan sonuç: Çevre politikalarının diğer politikalarla bütünleştirilmesinde yeterli gelişme sağlanamamış, halkın katılımı yetersiz, sektörel uyum sağlanamamış, hazırlanan mevzuatlar yetersiz.ÇEVRE
Türkiye 2007 yılında AB müktesebatına uyum sağlamak amacıyla bir Entegre Çevre Uyum Stratejisi geliştirdi. Bu stratejini temel amacı; ekonomik ve sosyal şartları da dikkate alarak sağlıklı yaşanabilir bir çevre oluşturmak ve bu doğrultuda ulusal çevre mevzuatının AB çevre müktesebatı ile uyumlaştırılmasını saglamak. Ulusal Çevre Stratejisi hazırlanırken, halkın saglıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı, sektörler arası entegrasyon, kullanan-kirleten öder kuralı, kirliligi önleyici tedbirlerin alınması, doğal kaynakların korunması, sürdürülebilir kalkınma, kamu-özel sektör işbirligi, kamuoyunda çevre bilincinin artırılması ve halkın katılımı ilkeleri temel alınmış. AB’nin 2007 Türkiye İlerleme Raporuna bakıldığında, Türkiye’nin çevre ile ilgili olarak gerçekleştirdiği en somut ve katkı sağlayan çalışması bu strateji gibi görünüyor. Asıl önemli olan, bu stratejideki mevcut istatistiklerin güncellenmesini ve belirlenen hedeflerin doğru uygulamalarla sürdürülebilirliğini sağlayabilmek.

2007 İlerleme Raporunda, Çevresel Etki Analizi Yönergesinin ulusal mevzuata aktarıldığı; ancak danışma usullerinin henüz geliştirilmediği belirtiliyor. Türkiye’de Çevre Etki Değerlendirmeleri hazırlanırken yaşanan en önemli sorun halkın katılımına imkan verilmemesi. Çevre Etki Değerlendirmesi sadece bir lisanslama yada izin alma mekanizması değildir. Çevre Etki Değerlendirmelerinin özünde; halkı bilgilendirmek, mevcut sorunları ortaya çıkarmak, bu sorunları tartışmak ve yatırımları değerlendirmek ilkeleri yer alıyor. Türkiye’nin imzalamadığı Aarhus, diğer adıyla “Çevresel Konularda Bilgiye Erişim, Karar Verme Sürecinde Halkın Katılımı ve Yargıya Başvuru” Sözleşmesi bu katılımın yeteri düzeyde gerçekleşmediğinin ispatı olarak olarak İlerleme Raporunda da belirtiliyor. Sözleşme, herkesin çevreyle ilgili bilgilere ulaşma, çevre ile ilgili konularda karar alma sürecine katılma, yargı yoluna başvurma hakkının güvence altına alınması maddelerini kapsamakta. Aynı zamanda bu amaca ulaşmak için taraf devletler, çevre ile ilgili verileri derleme ve bu verileri dileyen herkese sunmakla yükümlü; ancak Türkiye henüz bu yükümlülüğün altına girmeye hazır değil.

Türkiye’de su kalitesine bakıldığında, bu konuda da bir ilerleme kaydedilmediği görülüyor. Su Çerçeve Direktifi ile hala uyum sağlanamadı. Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri kuraklık; ama uygulamalar havza yönetimine dayalı yönetilmiyor ve su için etkin ve sürdürülebilir bir yönetim anlayışını hala benimseyebilmiş değiliz. Havzalar arası su transferi ile ekosistemlerin ve verimli tarım alanlarının suyunu çalmaya devam ediyoruz.

Doğa koruma alanında taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelerden kaynaklanan yükümlülüklerimizin yerine getirilmesinde önemli rol oynayacak “Biyolojik Çeşitlilik ve Doğa Koruma Kanunu Taslağı” Çevre ve Orman Bakanlığı’nca hazırlandı ancak henüz yasalaştırılmadı. Bu kanun yasalaştırılsa bile, Türkiye’de bu uygulamaların gerçekleşmesi için gerekli altyapı yatırımları yapılmıyor.
Türkiye’de Ulusal bir Atık Yönetim Planı henüz hazırlanmadı. Toprak doldurma, atık yakma, tehlikeli elektrik ve elektonik ekipmanlar ile ilgili bir direktif hala çıkartılmadı.
Genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) konusunda ilerleme kaydedilmediği belirtilmekte. GDO’lu ürünler ülkeye hayvan yemi ve gıda katkısı olarak giriyor. Türkiye’de bu konuda hala bir yasa çıkartılmadı, gerekli önlem alınmıyor.

TARIM
Raporda, Türkiye’nin Ortak Tarım Politikası (OTP) mevzuatına göre sınırlı ilerleme kaydettiği belirtilmekte. OTP, tarımsal verimliliği arttırmayı, verimde önce kendine yeterliliği gerçekleştirip ardından üreticiyi yeterli gelire kavuşturmayı, üreticiye adil yaşam standardı sağlamayı, ürün arzını güvence altına alarak gelir istikrarını gerçekleştimeyi ve tüketicinin refahını sağlamayı amaçlıyor. OTP’ye uyum sürecinde, Tarımsal ve Kırsal Kalkınma politikalarının etkin bir şekilde uygulanması ve tarım kesiminin refahının arttırılmasında büyük rol oynuyor. Türkiye bu süreçte yeterli ilerlemeyi sağlayamazsa ileriki vadede uyum sürecinde büyük zorluk yaşayacak. OTP süreki değişim gösteren dinamik bir süreç ve OTP kapsamında üretimle bağlantılı çok sayıda destek araç kullanılıyor. OTP’de en önemli gelişme 2003 sonrası dönemde yaşandı ve üretimi talep belirlemeye başladı.
2003 sonrası dönemde yeni AB üyesi ülkeler eski ülkelerle aynı sorumlulukları paylaşıyor, ancak aynı haklara sahip değil. AB’nin son katılan üyeler için benimsemiş olduğu bu yaklaşım olası bir üyelik halinde Türkiye için de geçerli olacaktır. Türkiye’nin şimdi yapması gereken OTP için hazırlanan katılım öncesi mali yardım aracı olan IPARD desteklerinden yararlanmak ve IPARD ajansının ulusal akreditasyonuna ilişkin hazırlıkları tamamlamak. IPARD destekleri; aday ülkelerin, AB Kırsal Kalkınma Politikalarına hazırlanmalarını, tarım sektörü ve kırsal alanlardaki nüfusun yaşam standartlarının yükseltilmesi için hazırlanan mali katkı programıdır. IPARD’ın temel amacı; AB Ortak Tarım Politikası ile ilgili müktesebatın uygulanmasına ve aday ülkelerde tarım sektörü ile birlikte kırsal alanlarda bazı önceliklere ve sorunların çözümüne katkıda bulunmak. Raporda belirtildiği gibi, Türkiye’nin IPARD programını zamanında hazırlayıp komisyona sunması IPARD fonlarından yararlanmasının ön koşulu ve IPARD’ın zamanında uygulanması risk altında. Türkiye’nin bu konuda gerekli tedbirleri acilen alması gerekiyor.

ENERJİ
İlerleme raporunda Türkiye’de kaçak kullanım ve teknik kayıpların devam ettiği belirtiliyor. Türkiye’de 2007 yılı kayıp ve kaçak oranının OECD ülkelerinin tümünden yüksek olduğunu belirtilmekte. 2003-2007 yılları arasında kaçak elektrik kullanımından kaynaklanan zarar ortalama 1,2 milyar YTL. Elektrik kayıplarının %7`lik oranı ise teknik kayıplardan ortaya çıkıyor. 2007 yılı kayıp ve kaçak oranı ortalaması % 20 olarak belirlendi. Bu oran Avrupa ülkeleri ortalamasının iki katı.
Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji üretiminde gelişmeler yaşanmasına rağmen, bu konuda bir hedef konmadığı için tüm çabaların nereye gittiği belli değil ve başarısını ölçmek ve görmek mümkün değil.

Türkiye; jeopolitik konumu itibarıyla enerji üretimi ve kullanımı konusunda çok dikkatli olmalı. 2007 öncesi dönemde iç doğalgaz piyasasında ilerleme kaydedildi ve Türkiye’nin ilk yeraltı depolama tesisi Silivri’de faaliyete geçti. Ancak, bu gelişmeler dışa bağımlılığımızı azaltmaya yetmiyor. Türkiye hala elektrik üretiminin %44’ünün bu ithal kaynaktan elde etmektedir. Bu durum enerji maliyetini arttırmakta. Türkiye enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji üretimi konusunda ilerleme kaydetmek zorunda.

SONUÇ?
Raporun genel değerlendirilmesi yapıldığında, Türkiye’de çevre politikalarının diğer politikalarla bütünleştirilmesinde yeterli gelişme sağlanamadığı görülüyor. Türkiye’nin taraf olmadığı Aarhus sözleşmesinin eksikliği oldukça belirgin, halkın çevre ile ilgili konularda katılımı yetersiz. Entegre Çevre Uyum Stratejisi’nin hazırlanması Türkiye için olumlu bir gelişme. 2009 yılında bu stratejide ilerleme kaydedilmesi önemli. Aynı zamanda çevre konusunda sektörel uyum sağlanması ve hazırlanan mevzuatların uygulanması gerekli.
Kipu Logo

Hibe Duyurularından düzenli olarak haberdar olmak için
E-posta:

Bu grubu ziyaret et

İlgili Olabilecek Yazılar:

Anahtar Kelimeler:

porno izle